BASRA KÖRFEZİNDE İRAN-BAE SAVAŞI’NA DOĞRU MU?

Prof. Dr. Veysel Ayhan

SESA Enstitüsü Direktörü

ÖZET

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik eş zamanlı saldırıları sonrasında Tahran yönetimi, çatışmayı yalnızca İsrail cephesiyle sınırlı tutmamış; Basra Körfezi’nde doğrudan Körfez ülkelerini hedef alan geniş ölçekli bir askeri stratejiye yönelmiştir. 28 Şubat–26 Mart tarihleri arasında Körfez ülkelerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların toplam sayısı 5.000’i aşarken, bu saldırıların önemli bir kısmının Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yöneldiği dikkat çekmektedir. Savaşın başlangıcından 26 Mart’a kadar İran, BAE’ye karşı 372 balistik füze, 1.826 insansız hava aracı (İHA) ve 15 seyir füzesi kullanmıştır.
Söz konusu saldırılar yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmamış; enerji altyapıları, limanlar, havalimanları ve kritik lojistik merkezler de hedef alınmıştır. Bu durum, BAE’nin resmi söyleminde zamanla daha sert ve güvenlik odaklı bir çizgiye kaymasına yol açmıştır. İran ise başlangıçta saldırılarını Körfez’deki Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapan ülkeleri cezalandırma ve caydırma stratejisinin bir parçası olarak gerekçelendirirken, son dönemde söylemini daha da ileri taşıyarak BAE’yi ABD ile birlikte İran’a yönelik olası bir kara harekâtını desteklemekle suçlamaya başlamıştır.
Gelinen noktada, İran ile BAE arasındaki gerilimin doğrudan bir çatışmaya evrilme riski belirgin şekilde artmıştır. Bu çerçevede mevcut gelişmeler, Basra Körfezi’nde İran–BAE cephesinde daha geniş ölçekli ve doğrudan bir savaşın zeminini hazırlayan dinamiklerin hızla derinleştiğini göstermektedir.