İSRA SURESİ – FESAD ve ULUV

Av.Halit Çokan

İslam Çalışmaları Direktörü

GİRİŞ

Tarih boyunca toplumların yükselişi kadar çöküşü de ilahî yasalarla örülmüş sosyo-politik bir döngünün sonucudur. Kur’an bu evrensel ilkeyi sünnetullah kavramıyla ifade eder. Kur’an’ın nazarında toplumların kaderi rastlantılarla değil, Allah’ın değişmez yasalarıyla şekillenir; insanlık tarihi boyunca işleyen bu ilahî düzen milletlerin kaderini değiştiren, medeniyetlerin doğuşunu ve çöküşünü belirleyen bir mekanizmadır. Nitekim “Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın” (وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللّٰهِ تَبْدٖيلاً) (Ahzâb 33/62) hükmü bu tarihsel yasanın sürekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu çerçevede İsrâ sûresinin 4–6. ayetleri, zulmün yaygınlaştığı, adaletin zayıfladığı ve baskının kurumsallaştığı toplumlarda devreye giren bu ilahî kanunun tarihsel bir örneğini sunmakta ve zulüm üreten toplum ve devletlerin akıbetine dair dikkat çekici bir perspektif ortaya koymaktadır.
Kur’ân-ı Kerim, insanlık tarihini yalnızca geçmişte yaşanmış olayların anlatımı olarak değil, bütün toplumlar için geçerli olan ahlaki ve tarihi kanunlar bir yansıması olarak ele alır. Bu yasaların en dikkat çekici olanlarından biri, toplumsal bozulma anlamına gelen fesad ve güçle birleşmiş zorbalığı ifade eden uluv kavramlarıdır. Kur’ân-ı Kerim’in birçok yerinde bu iki kavram birlikte ele alınır ve insanlık tarihinin yükseliş ve çöküş döngüsü bu çerçevede açıklanır.
Fesad bağlamında Bakara Sûresi 2/205. Ayette geçen “ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır” ifadesi, fesadın yalnızca bireysel günah veya ahlaki yozlaşma anlamına gelmediğini; üretim düzeninin, toplumsal yapının ve insan neslinin sistematik biçimde tahrip edilmesini ifade ettiğini gösterir. “Ürün” (hars) ekonomik hayatın ve gıda güvenliğinin; “nesil” (nesl) ise insanlığın biyolojik, kültürel ve ahlaki sürekliliğinin sembolüdür. Kur’ân-ı Kerim, bu iki kavramı birlikte zikrederek fesadın hayatın devamını sağlayan iki temel sütunu hedef aldığını vurgular.
İsrâ Suresinin 4. ayetinde özellikle fesadın yani çok boyutlu toplumu bozma ve toplumsal bozulmanın (adaletin çökmesi, insafın ortadan kaldırılması ve toplumun derin bir ahlâkî yozlaşma içinde olması, siyasal çürümenin egemen olması) iki defa zirveye ulaştığı ifade edilmektedir. Bu anlatım yalnızca geçmişe ait tarihte gerçekleşip bitmiş bir hadiseler zincirinden ibaret değil; aynı zamanda sosyo politik düzenlerin çürümesine dair evrensel bir uyarı niteliği taşır ve bugün uluslararası hukuk literatüründe de karşılığı bulunan bir toplumsal gerçekliğe işaret eder. Nitekim İsrâiloğullarının işlediği bu fesadın temelinde adaletin terk edilmesi, güçsüzlerin haklarının gasp edilmesi ve ilahî ilkelerin hiçe sayılması yer almaktaydı.