Epstein Vakası

Batı medeniyeti, kendisini yalnızca bir tarihsel tecrübe olarak değil, insanlığın nihai ölçütü olarak konumlandırmıştır. Kendi kültürel serüvenini evrensel norm, kendi tarihini zorunlu istikamet, kendi krizlerini ise insanlığın kaçınılmaz evreleri gibi sunmuştur. Bu sunum masum bir özgüven değil; norm koyucu öznenin ilanıdır. Batı burada yalnızca bir medeniyet değildir, hakemdir. Yalnızca bir aktör değildir, ölçüdür.
Bu tavır, medeniyet ölçeğinde kurumsallaşmış etnosentrizmdir. Etnosentrizm, bir grubun kendi değerlerini doğal ve nihai referans kabul ederek diğerlerini bu merkeze göre tartmasıdır. Batı’nın yaptığı tam olarak budur: Kendi tarihsel tecrübesini tikel olmaktan çıkarıp insanlığın kaderi olarak takdim etmek. Kendi krizlerini evrensel evrim, kendi kavramlarını zorunlu ilerleme, kendi normlarını insanlığın son durağı gibi pazarlamak.
Bu yaklaşımın asıl problemi Batı’nın kendine değer atfetmesi değildir. Sorun, bu değerleri tek geçerli ölçü olarak dayatmasıdır. Evrensellik iddiası burada kapsayıcı bir ilke değil; dışlayıcı bir hiyerarşi üretir. Batı merkeze yerleşir, diğer medeniyetler ise bu merkeze olan mesafelerine göre etiketlenir; “geri”, “eksik”, “otoriter”, “gelişmemiş”, “sorunlu”. Böylece etnosentrizm kavramsallaştırmasındaki klasik iç grup / dış grup ayrımı küresel ölçekte yeniden üretilir. Batı norm olur; diğerleri normdan sapma. Batı ilerleme olur; diğerleri geride veya gecikmede. Batı hakikat olur; diğerleri revizyon bekleyen taslak. Bu durum, evrensellik iddiasının nötr bir etik zemin değil, güçle beslenen bir merkezcilik olduğunu gösterir. Sorgulanan olmaktan çıkıp yargılayan konuma yerleşmek, etnosentrik bilincin en rafine hâlidir. Bu bilinç, kendi değerlerini insanlığın kaderi olarak dayatırken, alternatif medeniyet tasavvurlarını meşruiyet dışına iter. Dolayısıyla Batı’nın evrensellik iddiası, kapsayıcı bir ilkesellikten ziyade merkezini mutlaklaştıran bir hegemonik bilinç üretir. Bu bilinç, yalnızca kültürel üstünlük iddiası değil; normatif hiyerarşi kurma pratiğidir. Ve işte bu pratik, modern dünyanın en az sorgulanan ama en belirleyici ideolojik zeminidir.